Türkiye'nin ilk Sümerolog'u. Kapıyı güler yüzüyle açması sohbetin daha başlamadan çok güzel geçeceğini gösteriyordu. Yaşayan bir tarihle beraber olmak hem heyecan hem de keyif veriyordu. Yaşına rağmen son derece dinç, geçmişi ve bugünü çok güzel taşıyabilen bir isim Muazzez İlmiye Çığ.
MECLİS BİNASININ ÖNÜNDE BİR EYLEM YAPTINIZ ONDAN BİRAZ BAHSEDER MİSİNİZ ?
Evet orada bir eylem yaptık. Bu eylemin arkasından bütün kadın kuruluşları, hepsi yığınla mektup yazdılar. Sadece yazdılar, o kadar. Her gittiğim yerde çok güzel bir şey yaptınız diyorlar ama arkamızdan hiçbir şey yapmıyorlar. Ben tek yaptım, benim gibi herkes yapabilir, tepki gösterelim bizden herkes örnek alsın dedik, yaptık.
YİNE DE HAFIZALARDA KALDI
Hafızalarda biz mi kaldık yoksa tepki mi kaldı bilmiyorum.
BİZE ANADOLU'DA KADINI ANLATIR MISINIZ?
Anadolu'da kadın başta çok önemliydi. Ana Kraliçe Ana Tanrıça. Hititler’de, Sümerler’de kadın tanrılar ön safhadaydı. Sonra Samiler geliyor. Akadlar’a geçtikçe kadın yavaş yavaş düşmeye başlıyor. Mesela Sümerler’de ilk kadın tanrılar neler yapmışlar. Oralarda kadın tanrıçalar hep baştaydı. Sonra yapılan listelerde kadın tanrıçalar azalmaya başladı. Ondan sonra bir tek tanrıça kalıyor. O da Afrodit oluyor.
Anadolu’da bir Türk kadını, bir Hitit kadını var. Bir de Anadolu toprağının kadını başlıyor. Sonra akınlar geldikçe kadın da değişti. Türkler kadına çok önem veriyordu. Sebebi; Dede Korkut’ta şöyle bir şey vardır. Delikanlı evlensin istiyorlar. Ben sizin düşündüğünüz gibi süslü püslü kız istemiyorum. Benim gibi ok atan, ata binen bir kız istiyorum. Onun için Türklerde evlenilecek kadın yemek pişirsin, çocuk doğursun diye değil. Ata binsin, ok atsın istenir. Bir eş çalışması var. Hakanlar bile yanlarında torunlarını getiriyorlar. Sonra savaşlar karışıyor. Bilhassa dinler. Kadınların durumu Sümer’lerde olduğu gibi yavaş yavaş aşağı iniyor. İslamiyet’le yozlaşıyor. Sonra iyice yozlaşıyor. Kadını kapatmaya kalkmışlar. Böyle olmaması lazım. Günümüzde televizyonda izliyoruz. Gezelim Görelim programı var. O programlarda kadın erkek bir arada kalkıyor oynuyor. O kadar güzel.
KADIN VE SİYASETİ NASIL BİRLEŞTİRİRSİNİZ? KADINLAR SİYASETTE VAR MI?
Evet var. Türk’lerde var. Sonra Selçuklular’ın ilk girdiği zamanlarda var. Ondan sonra itilmiş kadınlar.
O DÖNEMDE KADINLAR İDAREYE KARIŞIRLAR MIYDI?
İdareye de karışmışlar. Çeşitli şeylere de. Selçuklu’lar zamanında Hakan’a karışan, idareye karışın, akıl veren. Sultanları görüyorsunuz. Etkisi olmayan kadın yoktur. Arkadan kocasına etki eder.
Biliyorsunuz bir kere kadının adı yoktu. Atatürk ile başladı. Kadına bir ad verildi. Kadının seçim hakkı yoktu. Seçim hakkı verildi. 1800’lerin içinde nüfus sayımı yapılıyor. Kadınlar çıkmıyor. Atatürk zamanında kadın erkek beraber sayılmaya başlandı. Kadına seçilme ve ilk defa mebus olma hakkı veriliyor. O zaman Atatürk 40 kadın milletvekili olsun istiyor.
ŞİMDİ NE DEĞİŞTİ?
Biz büyük bir devrim yaptık. Din ile devlet işini ayırmaya Avrupalı, bilimin bilim olduğunu anlamaya 16.yy da başladılar. Biz dörtyüzyıl sonra Atatürk ile başladık. Dinin ayrı olduğunu, siyasetin, bilimin, sanatın dinle ilgisi olmadığını. Mecliste 1924’te bir aile hukuku yapmaya kalkıyorlar. Hukukun ilk şemasında erkek ailenin reisidir. Kadın çalışamaz, okuyamaz. Çalışırsa hem kendi ahlakını bozar, hem de erkeklerin ahlakını. Erkek başka bir kadın da alabilir. Erkek çocuğu terbiye eder. İşte böyle bir taslak. Atatürk taslağı görünce kadınlarımız savaşta bize yardım ettiler. Ellerine silah aldılar, ata bindiler. Çetelerle savaştılar. Erkekler bunları düşünmedi diye Atatürk kızıyor ve bizim medeni kanunumuzu kabul ettiriyor. Kadın erkek eşittir, kadın okuyabilir, çalışabilir, her şey yapabilir.
BUGÜNKÜ KADIN SİYASETÇİLERİMİZİ NASIL BULUYORSUNUZ?
Bir tane Emine Hanım’ı duyuyorum şimdi. Emine Ülker Tarhan. Hep duyarım. Hem çok güzel, hem güzel konuşuyor. Aldığım gazetelerde kadınların ne şekilde çıktığını görmüyorum. Arada bir Emine Hanım çıkıyor o kadar.
ÖNÜMÜZ YILBAŞI. YENİ BİR YILA DAHA GİRİYORUZ. BU KONUDA NELER SÖYLEMEK İSTERSİNİZ?
Biliyorsunuz değil mi Noel Bayramı’nın Türk’lerden geldiğini. Türk’lerde çam bayramı var. Ben bunu söylediğim zaman tarihçiler çok kızdılar. O çamdan ne anlar, tarihten ne anlar dediler. Halbuki Türk’lerde çam çok kutsal sayılır. Hatta Ak Çam diye bir çam varmış. Bu çam yalnız Sibirya’da bulunurmuş. Ağacın kökü yerde, ucu gökte Tanrı’ya ulaşırmış. Şimdi Türk’ler de güneş çok kutsal. 22 Aralık olunca günler uzamaya geceler kısalmaya, güneş daha fazla dünyayı ısıtmaya başlıyor. Türkler bu günü gün ile gecenin kavga etmesi olarak düşünüyor ve güneş galip gelip dünyayı daha fazla ısıtmaya başlıyormuş. İşte o gece çam alıyorlarmış. Çamın altına o seneyi iyi geçirdik dilekleri koyup ağacın dallarına da adak asıyorlar. Gelecek seneler iyi olsun diye. Ve o gece yemekler yapılıyor. Çeşitli oyunlar oynanıyor, şarkılar söyleniyor, kutlama yapılıyor. Buna Çam Bayramı diyorlar. Herkes birbirine hediyeler veriyor. Türk’lerde yer altı tanrısı var. O çok kötü bir tanrı. O bile o gece iyi oluyor. Kırmızı kıyafetler giyerek elinde torbası hediyeler dağıtıyor, herkese istediğini veriyor. Avrupa bunu alıyor, kutluyor.
BİRAZ DA KADINCA SOHBET EDELİM. SAĞLIĞINIZI VE DİNÇLİĞİNİZİ NEYE BORÇLUSUNUZ?
Allah’a inanıyorsak eğer, ondan diyorum. Yani arkamda Atatürk var diyorum. Belki biraz da karakterim. Her şeye çok üzülürüm ama çabuk geçer. Geçmişle hiç uğraşmam. Gelecekte ne olacak düşünmem. Bugünü yaşarım. Kimseye kin bağlamam, kimseyle kavga etmek istemem. Her şey gönül borcu ile yapılsın isterim.
SÖYLEŞİMİZİN SONUNDA VERMEK İSTEDİĞİNİZ BİR MESAJ VAR MI?
Çocuklar okumayı bıraktılar. Eğitim sistemimiz çok berbat . Hoca ödev veriyor. Çıkarıyor Internetten götürüyor. Hoca da bunu kabul ediyor. Ben eğitime çok kabahat buluyorum. Eğitimde ezber çıktı. Hal, hareket, terbiye, adap, muaşeret hiç verilmiyor çocuklara. Eskiden Köy Enstitüleri’nde, halk evlerinde bunlar verilirdi. Şimdi çocuklar ortada. Annenin kendi işi var farkında değil. Bence çocukların hiç kabahati yok. Şimdi anneler çocuklara arka çıkıyorlar. Anneler ayrı babalar ayrı arkalarından koşturuyorlar. Bu da çocukları tembel kılıyor. Bakın köy çocukları öyle değil. Onlar kendilerini yetiştirmek için çok çalışıyorlar.
Bir Sümer babası çocuğuna diyor ki;
Çalışmıyorsun, tembelsin, utandırıyorsun. Akrabalarımın çocukları çalışıyor, sana akrabalarım gibi git çalış demedim, her şeyi verdim, onun için sen çalışmıyorsun. Dolayısıyla bu gün çocuklarımızın her istediğini yapıyoruz maalesef.
İLMİYE ÇIĞ’IN PROJESİ
“Ankara’da çivi yazıları enstitüsü açılmasını istemiştim. Böyle bir enstitü olsaydı çocuklara yol açılırdı. Üniversiteye giremeyen meraklı çocuklar buraya gelip çalışabilirlerdi. İstanbul’ da bir Türk Sümer Etrüsküpi "Anadolu Ezgileri" üzerine bir merkez açılsın istiyorum. Çok önemli. İran’dan bir yazı aldım. “Muazzez hanım sizin bu projeniz olsa çalışmak isteyenler var, gelsinler beraber çalışalım. Hatta Avrupa’dan da getirebiliriz.” diye
Ama böyle bir merkez için para lazım, teçhizat lazım. Maalesef bir imkan bulamıyorum. Birkaç yere başvurdum . İstanbul Üniversitesine gittim, “sizlerle yapabilir miyiz” diye. Çünkü orda böyle bir şey var, bana verdikleri cevap şimdi karar veremiyoruz ancak 2013'de dediler. O zamana kadar benim ne olacağım belli değil hiç olmazsa gözüm açıkken bunu yapabilsem.
Benim bir yığın kitaplarım, belgelerim, yaptığımız çalışmalar ve başkalarının yaptığı çalışmalar var hepsini bir yerde birleştirmek istedik. Çünkü Etüristlerin Türk olduğunu, dillerinin Türk olduğunu bir İtalyan Profesör kabul etti ve bir kitapta yazdı. Başka memleketlerdeki profesörleri de yanına aldı. O kitabı yayınlatayım dedim yayınlatamadım. Oysa çok önemliydi. O yüzden böyle bir merkez olmasını çok istiyorum. Orada birçok şeyler yapılabilir.”