Hava karlı, kabus gibi...
Medya devamlı insanları uyarıyor. Mecburiyetiniz yoksa evden çıkmayın diye.
Biz ne yaptık?
İstanbul’dan Ankara’ ya yola çıktık.
İnsanlar kaç yaşına gelirlerse gelsinler maceracı ruhları değişmiyor. Yaşamlarının yaklaşık 35 yılını bir arada geçirmiş iki arkadaş hep böyleydik. Zorluklar bizi yıldırmıyor. Araç şöförü ; size madalya takarlar inanın , bu havada bir çok kadın değil yola mahalledek i markete bile çıkmıyor. Siz iş seyahatine çıkıyorsunuz dedi.
Yolculuk yazılı ve görsel basında görüldüğü şekilde ama kazasız belasız gidiş istikametinde sonlandı. Ankara’da ki bir kaç saatlik işimizi tamamladıktan sonra tekrar İstanbul’a doğru yola çıktık.
Dönüş yolunda araç içinde çalışma sırasında bilgisayar çantamızdan bir cd çıktı. Çalmaya başladık...
Yoğun kar yağışı altında buzlu ve karlı yolların üzerinden neredeyse kayarak giderken birden bir sıcaklık arabanın içini, oradan da bizleri sarıp sarmaladı. Zaman tüneline girmiş gibi olduk. Bir cd sayesinde birden 2012 ler yerine 1970 li yıllarda bulduk kendimizi.
Müziğin etkisiyle çalışmayı falan bir kenara bıraktık. Zor şartlarda bir yolculuk yaptığımızı unuttuk. Termosumuzdaki sıcak suyla bir güzel kahvemizi yapıp koltuklarımıza biraz daha rahatça oturarak kendimizi müziğe teslim ettik.
En büyük zenginliğin aşk olduğunu vurgulayan bir şarkı;
Olmaz olsun cüzdanımda milyonlar, kalbimde sevgin oldukça , zenginlik, mal, mülk, para neye yarar yanımda sen olmayınca derken,
Kalbinden şikayetçi olan bir başkası ;
Ah kalbim ben senden çok çektim vallahi sen delisin, delisin, diyerek öz eleştiri yapıyor.
İlk Eurovision şarkımız ise,
Seninle bir dakika , umutlandırıyor beni ,bir dakika siliyor canım, yılların özlemini , hasret tükenmez gibi , kavuşmak bir dakika, sevmek bir ömür sürer…
diyerek aşk dolu bir dakikanın tüm özlemleri bitirdiğini söylüyor.
Aşka küsen biri ise,
Son verdim kalbimin işine, aklım ermedi gidişine diyerek aşka küsme nedenini açıklıyor.
Aşk temalı şarkılar peş peşe sıralanıyor…
Dizlerim titrer sen görününce , hani o gelişin var ya , aklımdan çıkmaz bütün ömrümce, o çapkın gülüşün var ya, senden başka , senden başka ,sevemem ben hiç kimseyi…
Bir tanem söyle canım, ne dilersen dile benden, istersen dost olalım göklerdeki turnalarla, istersen evlenelim davullarla zurnalarla, istersen çınlatalım dört bir yanı şarkılarla…
Akıllarda kalan, eskimeyen, dinlendiği zaman insanları peşinden sürükleyen şarkılar hep aşk şarkıları. Ben zamansız şarkılar diyorum bunlara…
1970 li yıllarda bu şarkıların kıymetini bilememişim. Yaşım küçüktü. Gerçek aşklardan habersizdim. O yıllarda memleket meseleleri, insan hakları, özgürlükler ile o kadar meşgulmüşüm ki aşkı ıskalamışım.
Hava soğuk, şarkılar sıcak. Melodiler havadaki ve yollardaki buzları eritti. 6 saat nasıl geçti. Bilemedik. Tipiden geçtik, buzlarda kaydık, rampalardan çıkamadık . Zincir taktık, zincir çıkardık. Ama olsun. Ankara-İstanbul arasında yolculuk yaparken müzik aracılığıyla aşk’ı yeniden irdelemek ve aşkın müzik, müziğin kadınlar üzerindeki etkisini tartışma fırsatı bulduk.
Ve...Bu sabah uyandığımda pencereden nazlı nazlı yağan kar tanelerini izlerken uzun yıllardır ilk defa şarkı söylerken buldum kendimi.
Sevmek için yaratılmış kalpler hep bomboş niye, sevmesini bilmiyorsan bakma sakın gözlerime, mutluluğu arıyorsan inan inan sözlerime , yok yok yalan deme sevgi denen o gerçeğe, sevmek acı gerçek acı benzer birbirine , sevmesini bilmiyorsan bakma sakın gözlerime, mutluluğu arıyorsan inan inan sözlerime, yok yok yalan deme sevgi denen o gerçeğe , sevmek acı gerçek acı benzer birbirine…
Ne diyeyim bilmem ki, hazır sevgililer günü de yaklaşırken…
Ah bu şarkıların gözü kör olsun…